10 ARALIK 2016 ŞEHİTLERİ

3. Sınıf Emniyet Müdürü Vefa Karakurdu – Zonguldak
Emniyet Amiri Kadir Yıldırım –Kayseri – Polis memuru Bora Çelik– Niğde
Polis memuru Hüseyin Akyüz– Bursa – Polis memuru Mehmet Atıcı- Adana
Polis memuru Nazif Emre Horoz- Konya – Polis memuru Yasin İke – Kayseri
Polis memuru Adem Serin – Gaziantep – Polis memuru Adem Oğuz – Adana
Polis memuru İlker Uylaş– Hatay – Polis memuru Hasan Bilgin -Zonguldak
Polis memuru Okan Doğan – Malatya – Polis memuru Ali Aksoy – Manisa
Polis memuru Mehmet Zengin – Çorum – Polis memuru Soner İdil – Yozgat
Polis memuru Mustafa Öztürk – Samsun – Polis memuru Süleyman Sorkut – Şanlıurfa
Polis memuru Durmuş Öcal – Isparta – Polis memuru Hüseyin Dalgılıç – İzmir
Polis memuru Metin Düzgün – Konya – Polis memuru Hamdi Dikmen – Malatya
Polis memuru Oğuzhan Duyar – Konya – Polis memuru Çetin Sarıkaya – Ankara
Polis memuru Mustafa Kemal Devrilmez – Yozgat – Polis memuru Murat Yılmaz – Muş
Polis memuru Uğur Ürker – Eskişehir – Polis memuru Hamit Şahin – Bayburt
Polis memuru Yakup Çapat – Ankara – Polis memuru – Enes Çiçek Şanlıurfa
Polis memuru – Mehmet Taş Şanlıurfa – Polis memuru – Halil Usta Şanlıurfa
Sivil – Ahmet Dokuyucu (İETT çalışanı) – Sivil – Tunç Uncu (Beşiktaş kulüp çalışanı)
Sivil – Berkay Akbaş (TIP fakültesi öğrencisi) – Sivil – Velat Demiroğlu (Minibüs şoförü)
Sivil – Görkem Yazıcı (İşletme Bölümü öğrencisi) – Sivil – Selin Çelik (Bankacı)

10 Aralık 2016 tarihinde gerçekleşen Beşiktaş’taki bombalı hain saldırı 4’ncü yılını doldurdu. Vodafone Arena Stadı yakınlarında düzenlenen iki ayrı bombalı saldırıda, büyük bir kısmı emniyet mensubu olmak üzere, pek çok vatandaşımız yaralanmış ve hayatını kaybedenler olmuştu.
Beşiktaş ile Bursaspor arasında yapılan lig maçının ardından, karşılaşmanın oynandığı Vodafone Arena Stadı yakınlarında 45 saniye arayla iki patlama meydana geldi. Patlamalardan ilki TSİ 22.29’da yaşandı ve stadın güney tarafındaki ana cadde üzerinde bomba yüklü bir araçla gerçekleştirildi.

İkincisi ise Maçka Parkı’nda toplanan maçta görevli çevik kuvvet polislerinin arasına girmeye çalışan bir intihar bombacısının üzerindeki patlayıcı düzeneği patlatmasıyla yaşandı.
İstanbul Dolmabahçe’de bulunan Vodafone Arena Stadı yakınlarında düzenlenen iki ayrı bombalı saldırıda, 36’sı emniyet mensubu, sekizi sivil en az 44 kişi hayatını kaybetti.
Kendini milletimizin huzuru ve refahı için feda etmiş olan şehit polis kardeşlerimize ve vefat eden sivil halkımıza ALLAH(cc)’tan rahmet, geride kalanlarına da sabırlar diliyorum. Yapabildiğimiz şey sadece bu. Elimizden gelen sabır, selamet dilemek ve arkalarından fatihalar göndermek. Fakat bunu bile şehitlerimize çok görenler var. Elindeki imkânı polisimizden yana kullanmayanlar, polisten taraf olmayanlar, kalemlerini yeterince hareket ettirmeyenler, POLİS kelimesini sadece etiketlerinde kullanmak iş yapmak için kurulan dernekler fakat iş polisi savunmaya geldiğinde kaçacak delik arayanlar var. Üzerinde polis kelimesi geçen kimlikler taşımak, kimlikler dağıtmak, menfaat temin etmek için kurulan polis dernekleri var.
Polisi sevmek, onu temsil etmeye çalışmak, aşk işidir. Sevda işidir. Vatan, millet, devlet aşkı taşıyanların, hiçbir beklenti olmaksızın bir nebze de olsa polisinin yanında olabilmek için kolladığı fırsatı, hizmete dönüştürme işidir. Haliyle de her babayiğidin harcı da değildir.
O yüzdendir herhangi bir terör eylemi gerçekleştiğinde, bir şehit verdiğimizde, geçmişte yaşanan hadiselerin tel’in edilmesi gerektiğinde etrafımızda kimseleri bulamayışımız. Tek ses olabilecek şekilde ilave bir ses daha yanımızda duyamayışımız. PKK’yı lanetleyen, haddini bildirmeye yetecek cümleler kurmayı beceren, cesaret eden hiçbir derneği göremeyişimiz.
Bugünlerde polisimizin, askerimizin, devletimizin yanında olmayacaksanız ne zaman olacaksınız? Polisin, askerin, güvenlik kuvvetlerimizin bize ihtiyacı olduğundan değil, ama bizim bu işi, durumdan vazife çıkararak yapmamız gerekmez mi? Biz ne için varız? Bu kardeşlerimizin dile getiremedikleri hususlarda onların sesi olmaya, ulaşamadıkları yerlerde elleri olmaya, duymaları gereken hususlarda onların kulağı olmaya memur değil miyiz? Bize sorarsanız elbette ki öyleyiz. Ama benzer faaliyetler içinde olduğumuzu sandığımız hiçbir dernek ortaya çıkıp, taşın altına girmiyor. Tamam taşın altına girme de elini uzat bari. O da yok. O zaman ne diye içinde POLİS kelimesi geçen dernek kurdunuz? Gidip göçmen kuşları yaşatma derneği kursaydınız? Ya da nesli tükenmekte olan balıkları muhafaza derneği falan? Ayrıca sadece polis derneklerinin görevi midir polisin askerin devletin yanında olmak? Kanarya sevenler Derneği de polisin yanında olmalı, askerini savunmalı, devletine gönül vermeli. Biz polis derneklerimizden bile görmediğimiz bu savunma refleksini diğer derneklerden nasıl bekliyoruz ki? Bizimki de safdillik işte.
Kimseden hiçbir dernekten bir beklentimiz yok. Kimseye ihtiyacımız da yok. Biz tek başımıza da olsak gerektiğinde her türlü, kanımızın son damlasına kadar devletimizin, polisimizin, askerimizin yanında olmaya and içmiş gönüllülerden oluşan görev insanlarıyız. Bize nerede ihtiyaç varsa oraya çağırılmadan gideriz. Eksik gördüğümüz bir yer bizimle tamamlanacaksa biz oradayız. Polisimizin sessizliğinin sesi, kimsesiz kaldıklarında onların kimsesi olmaya devam edeceğiz.
Bu sorun sadece derneklerimizin sorunu değil. Kademe kademe her kurumun özellikle de siyasi oluşumların kronikleşmiş sorunudur. Samimi olarak neredeyse hiçbir partinin pkk ve benzer terör örgütlerini tel’in ettiğini duyanınız var mı? Bırakın lanetlemeyi, onların siyasi uzantıları olan partiye yalakalık yapmak için birbirleriyle yarış halindeler. Polis şehit olur, cenazesinde bulunmazlar ama teröristler leş olduklarında taziyelerinde boy gösterirler. Sizinle beraberiz derler. Sizin yanınızdayız diye gözyaşı dökerler. Terör partisinin başındaki kişinin neden içeride olduğunu anlayamadıklarını ifade etmeye utanmazlar. ALLAH’tan korkmuyorsunuz da kuldan utanın bari.
Bu insanların şu hallerine göre bir değerlendirme yapacak olursak, demek ki terör partisini ve örgütünü destekleyen, yanında bulunan bu muhalefet partieri ALLAH korusun bir şekilde iktidar olurlarsa vay bizim halimize. Bu devletin bu halkın durumunu bir hayal edin. O zaman herhalde çıkaracakları kanunlarla teröristleri polis yapar asker yapar bunlar. Tabi biz onların karşısına geçip yaptıkları terör seviciliklerini yüzlerine vurduğumuzda bizden fazla devletçi kesilip yüzsüzce bizi suçlu çıkarırlar. Asla kabul etmezler bu hallerini. Hiçkimse unutmasın ki bu necip millete ihanet edenler, kuyusunu kazanlar, ekmeğini yiyip sırtından hançerleyenler asla iflah olmamışlardır. Başında Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN beyefendinin bulunduğu bu devlet, Türk-İslam dünyasının amiral gemisidir. Ve bu gemi bugüne kadar hiç olmadığı kadar sağlamlaşmıştır. Bugüne kadar defalarca geminin içindekiler tarafından dibi delinmeye çalışılmışsa da batırmaya kimseler muvaffak olamamıştır. Olamayacaklardır da.
Biz derneklerimizin sivil toplum kuruluşlarımızın duyarsızlığından bahsediyoruz ama onlara sıre gelene kadar düşünecek olursak devletimiz çok hain gördü. Kendilerine kucak açıp en üst mertebeye getiren bu devlet, adam olamayan makam sahiplerinden çok darbeler yedi. Defalarca hançerlendi. Acı hatıralarla dolu günler, aylar, yıllar geçirdi. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın gerek iyi niyetini suistimal ederek, gerek yıllar yılı kendini saklayarak belli bir mertebeye geldikten sonra ortaya saçılan çok art niyetler hainlikler gördü. Onun yanında görevdeyken el pençe divan duranlar, gemiden indirildikten sonra pençelerini çıkarıp zarar vermeye kalktılar. Kimileri her türlü iftirayı pervasızca atarken, kimileri de terör avukatlığına soyundu. Halka kahpe terörist Selahattin Demirtaş’ın kitaplarını tavsiye etti. Bile bile yaptılar bunu. Darbecileri teröristleri lanetlemediler. Hadi lanetlemediniz bari methetmeyin. Örnek göstermeyin. Rehber edinmeyin.
Her biri aktif vazifede olduğu zamanlarda resmen birer kurt görünümündelerdi. Sonradan farkettik ki o kurt postunun altında bir çakal varmış. O zamanlar anlayamadık tabi. Tarihimizin çöplüğü bu tarz adamlarla doludur. Her biri devletin kendini adam yerine koyup makam vermesinden sonra, yerlerini yadırgayarak ait oldukları yere doğru hızlıca hamle yaptılar. Hepiniz görüyorsunuz ki bu devlet siz hainler görev başındayken de diz çökmedi. Sizden sonra da dengesi bozulmadı. Yıllardır kanserli hücreler gibi devleti sarmış olan fetö denen hain örgüt bile bu devleti yolundan edemedi. Binlerce hain görevden alındı. Alınmaya da devam ediyor. Devlet zor duruma düşecek dendi. Aksine onlar gittikten sonra devlet daha rahat hareket etmeye başladı. Askerimiz, polisimiz daha tesirli operasyonlar yapmaya başladılar. Önceleri yapılacak olan operasyonlar bu hainler eliyle akamete uğratılıyordu. Bir şekilde deşifre edilen bilgiler yüzünden istenen sonuçlara ulaşılamıyordu. Fakat bu parazitler devletin bağırsaklarından atıldıktan sonra kan tazelendi. Hızlı yükselişler yaşanmaya başladı.
Kritik görevler icra eden mühendislerimiz şehit ediliyordu. Silahlarımızın projeleri satılmaya yelteniliyordu. Başarılı görevler icra eden askerlerimiz, polislerimiz, pilotlarımız türlü hile ve desiselerle görevlerinden uzaklaştırılıyordu. Bu zulüm ve ihanetleri gün geldi bir yerde son buldu. İş tersine döndü ve ifşa ettiler kendilerini. ALLAH fırsatlarını kesti. Ne türlü vahşi hainler oldukları meydana çıktı. Eminiz ki daha ortaya çıkmamış çok daha vahim mevzuları da vardır sırada bekleyen. Ama hiç önemli değil. Allame-i cihan olsalar sökmez.
Kanunlarımız üzülerek söylüyorum ki yeterli caydırıcılığı taşımıyor. Elim hadiselere karışmış, tüyler ürpertici suçlar işlemiş kişiler bir bakıyorsunuz ya tutuksuz yargılanmak üzere salıverilmiş olduğunu görüyoruz. Ya da mağdurların yüreğini rahatlatacak bir ceza verilmemiş, verilememiş. Medyaya bakıyoruz hiçkimseden ses yok. Daha geçen hafta narkotik polisimiz Erkan GÖKTEKE kardeşimizin katili olan hain, tutuksuz yargılanmak üzere salıverildi. Çok yeni yaşadık bu hadiseyi. Gözlerimize inanamadık lakin devlet büyüklerimizin bir bildiği vardır elbet diye kendimizi teskin etmeye çalıştık. Medya üzerine düşen görevi yapmazsa, sivil toplum kuruluşu olan dernekler konulardan çekinip susarsa, toplum olarak nasıl mücadele edeceğiz terörle veya daha farklı suçlarla? Bizler her daim askerimizin polisimizin devletimizin sesi olup destek vermeliyiz. Doğruları desteklemeli yanlışları da düzeltmeleri için görevimizi yapmalıyız.
Biz eminiz ki hâkimlik ve savcılık görevini icra eden devlet adamlarımız da suçlulara en ağır cezaları vermek isterler. Fakat uygulanmakta olan ceza kanunlarına ve olayların ayrıntılarını dikkate alarak ceza vermek durumunda kalıyorlar. Topyekün bir yasa çalışması yapılarak kanunlarımız yenilenmeli ve cezalar caydırıcı nitelikte olmalıdır. Bu sağlanırsa suç oranları haliyle düşecektir. İnsanlar kendileri adalet tesis etmeye çalışmayacaklar içleri rahat olacaktır. Adalet mülkün temelidir. Adaletin tesis edildiği yerde huzur olur. Bereket olur. İlahi rahmet tecelli eder. Hedeflediğimiz nokta tam adalet olmalıdır.
İnsan her daim doğruyu söylemekten çekinmemelidir. Durulması gereken yer her zaman doğrunun yanı olmalıdır. Peygamber Efendimizin buyurduğu üzere “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” ALLAH insanın içine, bizim vicdan dediğimiz kendi nurundan bir nüve koymuştur. En küçük bir yanlışa düştüğümüzde, yaptığımızın yanlış olduğunu kalbimize fısıldayan bu nur, en zalim en gaddar insanda bile mevcuttur. Yapmadıklarımızdan sorumluyuz, yapamadıklarımızdan değil. Yapabileceğimiz işler de bellidir yapamayacaklarımız da. Her kişinin görevi kanunlarla sınırları çizili haldedir. İmkânımız olsa elimize silah alıp askerimizin polisimizin yanında, kanımızın son damlasına kadar savaşırız. Lakin bu imkânımız yok. Elimizde kalem var. O zaman kalemimizi gerektiğinde hiç çekinmeden kullanmayı bilmeliyiz. Korku ALLAH korkusudur. ALLAH’tan korkmayan herşeyden korkar. Teröristten korkar, itten korkar, ottan korkar, ölümden korkar.
Ölüm dedğimiz şey bir başka âleme doğmaktır. Haktır. Hepimizin başına gelecektir. Önemli olan nasıl ve ne uğruna öldüğümüzdür. ALLAH rızası için, ila’yı kelimetullah uğruna ölmek, vatan için ölmek şehit olmak demektir.
Bakara suresinin 154. ayeti “ALLAH yolunda ölenleri ölüler sanmayın. Onlar diridir fakat siz bilmezsiniz” demektedir. Yukarıdaki liste ilk bakışta canımızı yakmaktadır. Bir daha göremeyecek şekilde bu güzel insanlardan ayrılmak, gerçekten çok üzücü bir durumdur. Fakat ALLAH(cc) ve ahiret inancımız göz önünde bulundurulduğunda, nasılsa birgün başımıza gelecek olan ölümün, ALLAH yolunda, vatan için gerçekleşmesi ve şehitlik mertebesine ulaşılması aslına bakarsanız çok sevindirici bir durumdur. ALLAH(cc) bu şehit kardeşlerimizin şefaatine bizleri nail eylesin. Mahşer günü tüm şehitlerimizle birlikte olmayı bizlere nasip eylesin.
Yazıma son verirken 4 yıl önce 10 Aralık’ta aramızdan ayrılan şehit kardeşlerimiz başta olmak üzere tüm şehitlerimize ALLAH(cc)’tan rahmet, yakınlarına ve tüm milletimize baş sağlığı dilerken, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN beyefendi başta olmak üzere tüm devlet görevlilerimize sağlıklı, huzurlu uzun ömürler nasip etmesini, devletimizin kıyamete kadar payidar olmasını Yüce ALLAH’tan niyaz ediyorum.
Polis Gazetesi Yönetim Kurulu Bşk. Osman Şahin GÜVEN