FİTNE UYKUDADIR UYANDIRANA ALLAH LANET EDER

Türkiye değişmekte olan dünyaya uygun şekilde gelişimini hızla ayak uydurmaya çalıştığı her dönemde mutlaka ayaklarına pıranga vurulmak istenmiştir. Son döneme göz ucuyla bakacak olursak Libya’da, Azerbaycan ve Ermenistan savaşında, Ege’de Yunanistan’la, Doğu Akdeniz’de neredeyse tüm dünyayla, Suriye’de, Irak’ta önümüzü kesmek isteyen düşmanlarla mücadele etmekteyiz.
Bununla birlikte içimizde devletimizin düşmanı olan, nüfusta ismi Ali, Ahmet, Mehmet, Kemal, Sedat olan fakat yüreğinde ülkemize devletimize dair zerre sevgisi bulunmayan iç düşmanlarla da ayrıca kavgamız devam etmektedir. Bu hep böyle olmuştur. Ne zaman ülke atağa kalksa birileri çıkar engel olmak için var gücüyle uğraşır. Bu hainlerin bize farkında olmadan yaptıkları iyilik ise hainlerle mücadelede antremanlı olmamızı sağlamaktır. Her mücadeleden daha da güçlenerek çıktığımız olanca açıklığıyla göz önündedir.
Bu ihanetleri 15 Temmuz hain darbe girişimi öncesi ve sonrası olarak ikiye ayırabiliriz.
15 Temmuz öncesi devletimizin tüm kurumlarını ele geçirecek kadar her tarafa kök salmış hainler gayet rahat şekilde istediği kişileri hapse attırıp istediklerini de uygun gördükleri seviyede cezalandırabilme gücüne sahiplerdi. Özellikle operasyonel kurumlarda çok sayıda eleman devşiren hain örgüt fetö gücünü zirvede hissettiği bir zamanda Allah’ın yardımıyla halktan darbeyi yedi.
15 Temmuz sonrasında ciddi manada kan kaybına uğrayan örgüt bu defa henüz deşifre olmamış elemanları eliyle türlü hileye başvurdu. Yurtdışına kaçan birçok terörist ise sosyal medya aracılığı ile halkın zihnini zehirlemeye devam etti. Öyle ya malı sattıran reklamıdır. Hilekâr akıllarındaki düşünceleri bu hainlerin ne mal olduğunu bilmeyenlerin kolayca etkilenebileceği profösyönellikte anlatarak ciddi propagandalar yapmaya devam etmekteler.
Bu ihanet odaklı sosyal medya ataklarının sonuncusunu son günlerde yaşamaktayız. Evine yapılan baskında eşine ve çocuklarına yönelik kabul edilemez hareketler yapıldığından bahisle iddialarını birbiri ardına sıralayan Sedat Peker’in iddialarının doğru olup olmadığını araştırıp sonuca varmak elbette yargının işidir.
Burada dikkat etmemiz gereken ilk husus eğer eşine ve çocuklarına böyle bir hamle yapıldıysa bu tahrik unsuru hareketleri yapan kişi ve/veya kişilerin kim olduğu da araştırılmasıdır. Tıpkı gezi parkı hadiselerinde ilk müdahaleyi yapan kolluk kuvvetlerimiz içindeki fetöcülerin oradaki kişileri tahrik ettikleri ve olayların önünün alınması imkânsız hale getirilmiş olması örneğinde olduğu gibi. Bu vesile ile bu müddei şahsın iddialarının ilki çürütülmüş olup geri kalan kısma daha kolay devam edilebilecektir. Bu araştırma eğer o iddia doğru ise bu tuzağın devlet içinde hâlihazırda görevine devam eden kişi ve/veya grupların deşifresi anlamına gelir ki bu istediğimiz bir olaydır.
Bu hadisenin bize göre 3 oluş şekli vardır. İlki şahsın anlattığı gibi tahrik edilerek tamamen kendiliğinden bir şekilde olayı başlatması. İkincisi şu an bulunduğu Birleşik Arap Emirlikleri’nin Türkiye düşmanlığının devamı niteliğinde olması. Üçüncüsü ise ABD’de yeni göreve gelen Joe Biden’in Türkiye’deki mevcut hükümeti sandık yoluyla indirmekten bahsetmiş olup devamında bu ve benzeri hadiselerin yaşanmakta olmasıdır.
Türkiye son yıllarda uyuşturucu ve teröre, bugüne kadarki en büyük darbeyi birbiri ardına indirdi. Bu tasarruf hiç şüphesiz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN Bey önderliğinde ve İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu’nun icraatları neticesinde gerçekleşmiştir. Dünyadaki uyuşturucu trafiği dengelerini alt üst eden bu darbeler neticesinde dış güçlerin Türkiye’de bu dengeleri düzeltmeye yönelik hamleler zaten beklenmekteydi.
Sedat Peker 2000 yılının başında Swissotel’de Amerika Büyükelçisi, bir CIA yetkilisi ve Amerika Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi’nin yetkilileriyle bir görüşme yaptığını söyledi. Bu görüşmede neler konuşulduğunu açıklayacağını söyledi. Fakat hiçbir açıklama yapmadı. Yıllardır devletin içinde ve hatta derinliklerinde olduğunu söyleyen bu şahsın uyuşturucu ile de yıllardır bir şekilde iç içe olduğunun bir göstergesi olan bu görüşme çok manidardır.
Türkiye’nin uyuşturucuya darbe vurduğu bu süreçte yıllardır dünya nezdinde uyuşturucu konusunda söz sahibi olan ülke yetkilileriyle kontakta olan bu şahsın, uyuşturucu konusunda Türkiye’yi uluslararası kamuoyunda suçlu duruma düşürecek açıklamalar yapması, bu hareketinin devletimizi yöneten hükümetimize açık bir darbe olduğunun göstergesidir.
Özellikle bu mücadeleyi sahada yürüten Sayın SOYLU’nun hedef alınması bu mücadeleye sekte vuracak, eğer Sayın Soylu görevden alınırsa yerine gelecek olan bakanlara da ibret vesikası olacak hem de kendilerince intikam almış olacaklardı.
Kendine göre Türkiye’nin pandemi döneminde içinde bulunduğu sıkıntıları önce anlatıp konuyla alakasız doğruları birbiri ardına sıraladıktan ve dikkatleri üzerine çektikten sonra Türkiye’ye Kolombiya’dan gönderilen uyuşturucudan bahsetmesi çok manidardır.
Kolombiya Amerika’nın paravan ülkesidir. Araştırılacak olursa bu ülkenin Amerika’nın tüm askeri eğitim faaliyetlerinin merkezi konumunda olduğu görülecektir. Bu konumda olan bir ülkeden Türkiye’ye doğru yola çıkmış olan bir gemide kokain bulunduğunun dünyaya duyurulması Türkiye’ye kurulmuş olan tuzağın başlangıç noktasıdır. Bu başlangıç noktasını ısrarla dillendiren kişinin Sedat Peker olması da şahsın bu tuzakta kullanılan bir konu mankeni olduğunu ispat etmektedir.
Videolarında ısrarla devletçi olduğunu, devlete karşı olmadığını, devlete karşı asla bir hamle içerisinde bulunmayacağını söyleyen bu şahsın bu ihanete ortak ve hatta sözcü durumunda oluşu en hafif ihtimalle gerizekalılık belirtisidir. Başlangıcı gerizekalılık olan bu ihtimallerin de tepe noktası düpedüz ihanettir. Bu iddianın doğru olması durumunda bile, devletçi olduğunu ısrarla beyan eden bir şahsın bu konuyu devletimizi büyük bir sıkıntıya sokacak şekilde bir pozisyon alması ve bunu da kızlarına yapılan hareketlerden dolayı yaptığını söylemesi hiç inandırıcı değildir.
Herkesçe bilinmektedir ki terör ögtütü PKK’nın tüm finansı uyuşturucu kaynaklıdır. Son dönemde uyuşturucuya vurduğumuz büyük darbe hain örgütün hareket alanını iyiden iyiye daraltmış, bitme noktasına getirmiştir. Bu örgütün Amerika’nın taşeronu olduğunu hepimiz biliyoruz. Kullanamayacak duruma getirilen örgütün nefes almasını sağlamak adına yaptıkları bu hamlenin konusunun uyuşturucu olması, bu hamlede kullanılan kişinin Türkiye düşmanı olan Dubai’de olması, kendisinin de bu baronlarla yıllardır ilişki içerisinde olduğunun kendisi tarafından itiraf edilmesi kurulmuş olan bu oyunun ifşasıdır.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin bir eyaleti konumunda olan Dubai Türkiye’ye yapılmak istenen her türlü operasyon için merkez konumundadır. 15 Temmuz hain darbe girişiminin de buradan finanse edildiği tespit edilmiş bir gerçektir. Hatta bu iş için FETÖ’ye 3 milyar dolar para verdikleri bilinmektedir. Türkiye’ye ihanet eden tüm hainlerin Dubai’de bir merkezde toplandığı ve hayatlarını idame ettirebilecek imkânlar sağlandığı kulağımıza gelen bilgiler arasındadır. Bu hainlerin kaldıkları yerler CIA ve MOSSAD tarafından koruma altındadır. FETÖ tetikçisi Zekeriya ÖZ’ün darbeden önce Dubai’de bu ihanet şebekesi ile toplantılar yaptığı tespit edilmiştir. Neler yaptığı devletimizin elinde tek tek mevcuttur. Mit pekçok haini Dubai’ye kaçamadan yakalamıştır. Fakat kaçabilenler mevcut hainliklerde kullanılmaya devam etmektedir. Bu Dubai oluşumunun maalesef Türkiye’de devletin içinde henüz tespit edilememiş birçok hainle irtibatlı olduğu akla yatkın bir gerçektir. Bu oluşum Türkiye’de bir otorite boşluğu oluşturup ülkemizi eski Türkiye haline getirmek istemektedir. Bu arzularının önündeki en büyük engel de Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN ve İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman SOYLU’dur.
Daha net ifade ile Sedat Peker Dubai’deki bu masa ile birlikte hareket etmektedir. İçimizdeki hainlerden de kendisine, doğruluğu tespit edilemeyecek türden birçok bilgi akışı sağlanmaktadır.
Sedat Peker’e yaptırılan bu eylem tıpkı 17-25 Aralık sürecinin bir benzeridir. O süreçte de fetö inceden ince yolsuzluk algısı oluşturmak için yavaş yavaş genişleyen çerçevede dedikodular yaymaya başladı. Yapacakları hareketin psikolojik olarak ön hazırlığı niteliğinde olan bu dedikodular insanları yolsuzluk yapıldığına dair tahrik etme maksatlıydı. Tıpkı bugünlerde de 128 milyar dolar nerede sorusunu herkesin diline pelesenk ettikleri gibi.
Geçtiğimiz gün bu oyunun bir parçası olan bir muhabir kameralar karşısında iki bakanımıza intihar saldırısı niteliğinde akla ziyan sorular sordu. Bu da aynı operasyonun devamı niteliğinde bir eylemdi. Ondan önce bir savcı kendisinin sanki pandemi olayı ile ilgili doğru açıklamalar yaptığı için görevden uzaklaştırıldığı algısını oluşturacak şekilde bir açıklama yaptı. Bu açıklamadan sonra başıma haller gelebilir dedi. Başına bu hallerin geleceğini biliyordu. Çünkü mesleki hiyerarşiye aykırı bir girişimde bulunmuştu. Kendisinin görevden alınmasının sebebi pandemi süreci ile ilgili yaptığı açıklamalar değil, uygulama usülünde yaptığı yanlışlıktan dolayıdır. Tıpkı 25 Aralık tetikçisi eski savcı Muammer Akkaş’ın adliye önünde bildiri dağıtması gibi. Savcı Eyyüp Akbulut’da Esenlik bildirisi adı altında bir açıklama yaptı.
18 Şubat 2014’te Fuat Avni isimli bir twitter hesabı açıldı. Tıpkı bugün Sedat Peker’e bilgi içeriği sağlayan hainlerin benzerleri, o gün de Fuat Avni’ye destek sağlıyorlardı. Bugünün Fuat Avni’si de Sedat Peker’dir.
İçinde bulunduğumuz süreç 17-25 Aralık sürecini andırmaktadır. O halde devamında da benzer şekilde operasyonlar gelme ihtimali kuvvetlidir. Maksatları hükümeti istifaya, erken seçime zorlayacak bir süreç hazırlamaktır.
Hedef olarak da İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu seçilmiştir. Hem kendisine olan kin ve intikamlarından, hem de devletin en önemli icracı bakanlığı olduğundan dolayı bu bakanlık seçilmiştir. Tıpkı 7 Şubat MİT krizinde MİT Başkanı Sayın Hakan FİDAN’ın seçildiği gibi.
Biraz da Sayın Süleyman SOYLU’ya yapılan itibar suikastında kullanılan suçlamalara gelelim. Tüm bu sınanmaya kapalı, maksadı belli bilgilerin ne olduğunu, neye yaramasını istediklerini az çok ifade etmeye çalıştık. Ayrıca şunu soruyoruz. Hükümetin en önemli icracı bakanlığı olan içişleri bakanlığı’nın istihbarat noktasında çalışmaları elbette ki olacaktır. Sedat Peker’in anlattığı tüm bu hadiselerin, suçlamaların birer istihbarat çalışmasının parçası olmadığını kim nereden bilebilir?
Evet, Sedat Peker sen kendine bir takım ayrıcalıklar tanındığını göre itiraf ettin. Sen her fırsatta tekrar ederek devletçi bir insan olduğunu dilinden düşürmemektesin. Kullanılmak demeyelim de devlete hizmet etmek için sana verilen bir kısım bu fırsatları açıklamak ve sayın bakanımızı suçlu konuma düşürmek hangi devlet terbiyesinde var? Hangi ahlaka sığar? Sen resmen devletine ihanet ettin.
Kendine tanınan ayrıcalıkları ve akabinde buna benzer başka şahıslara operasyonel maksatlı verilen imkânları, sırf sayın bakanımız sana “pislik mafya babası” dediği için ifşa ettiğine inanmamızı mı bekliyorsun bizden? Hayır, bu iş bu kadar kolay olmamalı.
Önce kızlarına ve eşine yapılan muameleden dolayı bu ifşaata kalkıştığını söyle, sonra da bakanımız sana pislik dediği için (ki ne kadar haklı olduğunu ispat etmiş oldun) bunları anlattığını beyan et. Sizin jargondan sana sesleniyorum. Ne güzel İstanbul be?
Sen düpedüz hainsin hain. Sana çok daha ağır kelimeler etmek isterdim fakat bu sözlerim anlayan için yeter de artar bile.
Kendini dünya ve ahiret ne büyük sıkıntıların içine soktuğunu biliyorsun da zamanı geldiğinde bunu anlayacaksın. Alnına silinmeyecek yazılarla kendi ellerinde yazdın sıfatını. HAİN.
Bir de Sayın Bakanımızı Sayın Cumhurbaşkanımız ve yakın çevresi ile de kötü etmeye çalışıyorsun. Fitne tohumları ekiyorsun. Üstüne bir de bu devletin fedaisi olduğunu iddia ediyorsun.
Madem kendini böyle tanımlıyorsun hiç mi düşünmüyorsun nefsi bir dava uğruna açmaya çalıştığın bu yaralar, çok sevdiğini söylediğin devletine ya büyük yaralar verirse? Ya kapanması mümkün olmayan yaralar açarsan devletin kaderinde?
Fedai demek, canını ve gerekirse herşeyini feda edebilecek kişi demektir. Sen daha evladından geçememişsin. Neyin fedaisisin sen?
Videolarında Hz Ali Efendimizden çok bahsediyorsun. Çok okuduğunu söyleyip her fırsatta reklam yapıyorsun. Hz. Ali Efendimizin bir savaşta öldürmek üzere olduğu bir düşman, Ali Efendimizin yüzüne tükürdü diye Ali Efendimiz derhal düşmanı bırakmış. Düşman hayretle neden bıraktığını, bir daha böylesi bir fırsatı yakalayamayacağını söylediğinde Efendimiz ona hitaben, “Eğer seni orada öldürseydim nefsim için öldürmüş olup katil olacaktım. Seni o yüzden bıraktım” buyurmuş. O kişi de bu üstün ahlaka hayran kalarak müslüman olmuş. Bu olaya hiç rastlamadın mı o derin okumalar yaptığın süreçlerde?
Sen de Hz. Ali Efendimizi taklit edip yapılan hareket nefsine ağır geldiği için böylesi bir ihanete kalkışmayıp, hakkını başka türlü aramayı deneseydin?
Aaaah Sedat ah. Yüz olmaya 99,5 var diye bir tabir var. Tam sana uyan bir tabir bu.
Geri dönülmez bir yola girdin. Beraberinde bizleri de soktun. Allah (cc) sonumuzu hayır etsin.
Peygamber Efendimizin bir hadisini hatırlatmak istiyorum. “Fitne uykudadır uyandırana Allah (cc) lanet eder” Bu büyük lanet sana ve senin gibilere yeter de artar bile. Bu millete, memlekete, devlete ihanet edenlerin iflah olduğu görülmemiştir. Bu topraklar 1400 yıl öncesinden Peygamber Efendimiz tarafından işaret edilen topraklardır. Bu devlete kimse diz çöktüremeyecektir. Bırakın diz çöktürmeyi bu devlet İslam’ın hatta insanlığın son kalesidir. Bu devlet İslam’ın amiral gemisidir. Batmayacak batırılamayacaktır.
Sen bu gemide bir paspas olarak bile bulunmayı seçmek yerine gemiyi delmeye çalışanlara alet olmayı seçtin. Kendi tercihindir. Ve mutlaka bu tercihinin sonuçları da olacaktır.
Şunu da asla unutma ki kendi milletine, devletine ihanet edenler işbirliği yaptığı kişilerce de makbul insan olarak görülmezler. Şimdilerde sana belki koruma ve türlü imkânlar vaad ediyor olabilirler. Ama gün gelecek devletinin bir karış toprağının sana sunacağı şefkate, merhamete muhtaç kalacaksın. Ölüm gelip çattığında belki de bu topraklara gömülemeyeceksin. Kızların için yakmaya çalıştığını iddia ettiğin bu devleti hatırlayacaksın. Bu devlet, bu millet cengâverlerin her türlüsüne sıcak bakar, sever, sayar kollar. Fakat hain olana asla müsamaha göstermez. Bu da aklının bir köşesinde bulunsun.
Devletimizin İçişleri Bakanına ismiyle ve hatta alaycı kelimelerle hitap etmeni de bu millet, bu devlet asla unutmayacak. Tarihimize bu kötü işlerinle kaydedileceksin.
Bu kötü günlerin geçeceğine olan inancımız tamdır.
Bu vesile ile Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN Bey ve ailesine, İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman SOYLU Bey ve tüm bakanlık personeline, Milli Savunma Bakanımız Sayın Hulusi AKAR Bey ve bakanlığa bağlı tüm personele, Jandarma Genel Komutanımız Arif ÇETİN Bey ve komutanlığa bağlı tüm jandarma personeline, MİT Başkanımız Sayın Hakan FİDAN Bey ve teşkilata bağlı tüm personeline, Emniyet Genel Müdürümüz Sayın Mehmet AKTAŞ Bey ve tüm emniyet teşkilatı personeline, ilaveten onların şahsında tüm samimi devlet görevlilerimiz ve ailelerine sağlıklı, huzurlu, uzun ömürler diler, devletimizin kıyamete kadar payidar olmasını Yüceler Yücesi ALLAH’tan niyaz ederim.
Kızıl elmaya kadar durmak yok yola devam.polis gazetesi yönetim kurulu başkanı.
Osman Şahin GÜVEN