MUSTAFA HİRAM ABAS

Türkiye’nin James Bond’u olarak tanınan Hiram ABAS, 6 Eylül 1990 günü Kadıköy Çiftehavuzlar’daki evinden saat 10.15 sıralarında çıkarken az sonra başına geleceklerden habersizdi. Özel bir denizcilik şirketindeki işine gitmek üzere 34 HEZ 59 plakalı Şahin marka otomobiline binen emekli MİT Müsteşar Yardımcısı ABAS, evinin bulunduğu Cemil Topuzlu Caddesinden Bağdat Caddesine çıkarken, Mahur Sokak’a girdi. Güneşli bir sonbahar sabahıydı, ama ABAS’ın gözlerine siyah gözlükleri takması sadece güneş ışınlarından korunmak için değildi.
Bir ara yanından hiç ayırmadığı 16’lık Star marka tabancasını yokladı ve düzeltti. Bağdat Caddesine yaklaştığı sırada yoldaki kasis nedeniyle yavaşladı. Çevresindeki belediye işçisi gibi giyinmiş iki kişinin o an kendisini izlediğinin farkında değildi. ABAS, frene basıp yavaşlarken otomobilinin önüne silahlı bir kişi çıktı. Aynı anda otomobilin arkasında da başka bir kişi belirdi. Birinin başı açık, diğeri ise kıvırcık saçlıydı. Önce otomobilin arka kapısının bulunduğu cama yaklaşan saldırganlardan biri, elindeki susturucu takılmış 7.65 çapındaki tabancayla ateş ederek Hiram ABAS’ı tam ensesinden vurdu. Aynı anda otomobilin sağ kapısına yaklaşan diğer saldırganın silahını ateşlemesiyle çapraz ateş arasında kalan ABAS, biraz önce yokladığı tabancasına uzanmaya fırsat bile bulamamıştı. Yıllardır, dünyaca ünlü gizli servislerde eğitim gören ve 157 operasyon yöneten milli istihbaratın kurdu Hiram ABAS, çenesinden ve ensesinden aldığı 4 mermi ile, kanlar içinde kaldı.
İki saldırgan Hiram Abas’ın öldüğünü kanaat getirince ters istikametteki Cami ve 18 Mart sokaklarına girerek sahil yoluna doğru kaçmışlardı.
Cinayetin işlenmesinin ardından polis ekipleri olay yerine geliyor, ancak öldürülenin kimliğini 15 dakika sonra tespit edebiliyorlardı.
Hiram Abas’ın Milli İstihbarat Teşkilatı ile ilk tanışıklığı 1957’de Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olduğu yıllara rastlıyordu. 1967’e değin İstanbul’da çalışan Abas, mesai arkadaşları arasında sivrilerek ABD’ye gidiyor ve CIA’de 4 yıl eğitim görüyordu. Burada sorgulama ve istihbarat edinme konularında kısacası kontrgerilla konusunda uzmanlaşan Abas, Batum’da konsolos olarak görev yapmıştı. Dünyanın ünlü casuslarının cirit attığı Beyrut’ta MİT’e çalışmıştı. ABAS kendini asıl 12 Mart askeri muhtırasından sonra gösteriyordu. İstanbul’daki operasyon ve istihbarat birimlerini yönlendiren Abas, sol örgütlere karşı mücadeleye girişiyordu. Ancak adını ünlü Ziverbey Köşkü’ndeki işkence iddialarıyla duyurmaya başlayan ABAS, ilk kez THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Cephesi) davasında sanıklar tarafından teşhis ediliyordu. O zamana kadar ABAS’ın adı biliniyordu, ancak yüzünü herkesten saklamayı başarabilmişti.
1972 yılında THKP-C örgütü liderlerinden Ziya Yılmaz’ın Fındıkzade’deki evinde silahlı çatışmayla yakalanması sırasında boynundan yaralanan Hiram ABAS, özel bir hastanede “Albay” olarak tanıtılıp tedavi ediliyordu. Casusluk konularında o denli uzmanlaşmıştı ki, Ankara’da MİT’in kontrespiyonaj (karşı casusluk) biriminde başöğretici olarak görev almıştı. ABAS, kısa süre sonra bölümün daire başkanlığına getirilmişti. Sorgulama, karşı-casusluk uzmanlıklarıyla yetinmemiş, özellikle Ortadoğu’daki örgütler ve PKK konularında da bir hayli söz sahibi olmuştu.
1978’de MİT’e bağlı MAH (Milli Asayiş Hizmetleri) biriminin başındayken MİT Daire Başkanı Albay Sabahattin Savaşman’ın CIA ve İngiliz Gizli Servisine ajanlık yaptığı gerekçesiyle tutuklanmasında ön plana çıkmıştı. Böylece ABAS, 2 Ekim 1980’de emekli olmadan önce MİT’te de ne denli kulağı delik olduğunu kanıtlıyordu. Ancak emekliliğe alışamamıştı. Turgut ÖZAL’ın başbakanlığı döneminde danışmanlarından eski MİT görevlisi Bülent ÖZTÜRKMEN’in önerisi üzerine 13 Ocak 1986’da yeniden MİT’e Müsteşar Yardımcısı olarak dönüyordu. Aslında bu adım, askeri bir darbeyi önceden haber alamamaya karşı tedbir alan ÖZAL’ın MİT’i sivilleştirme adımının bir parçasıydı. MİT Müsteşarları çok uzun yıllardır Korgeneral rütbesindeki askerlerden oluşuyordu. Zaten Mit Müsteşarı’nın devlet kadrosundaki karşılığı korgeneraldi. Bir Korgeneralin kendisinin rütbece üstü olan bir kuvvet komutanı hakkında hükümete rapor sunması düşünülemezdi. Nitekim Doğu Perinçek, Mehmet Ali Birand, İlhami Soysal gibi bazı gazetecilerin tüm karşı çıkışlarına karşın 34 aydır boş duran Müsteşar Yardımcılığı makamına Hiram ABAS’ın getirilmesi MİT’in sivilleştirilmesinin ilk adımıydı.
Hiram’ın basın önüne çıkması Özal’ın PKK örgütünün sızmaları ve bazı kanunların ele alınması amacıyla Suriye’ye yaptığı geziye ABAS’ı da dâhil etmesiyle oldu. Ne de olsa yanında bir PKK ve Ortadoğu örgütü uzmanı olması gerekliydi. Üstelik ABAS’ın kürt sorunu karşısındaki tavrı, Özal’ın düşünceleri ile birebir uyuşuyordu. Özal gibi Abas da yalnızca askeri yöntemlerle bir sonuca ulaşılamayacağını düşünüyor, sivil ve siyasi yöntemlerin devreye alınmasını istiyordu. Abas gezi boyunca hep geri planda kalmak isterken, gazetecilerin “kim bu adam?” sorularıyla dikkati çekti ve fotoğrafları ilk kez basında yer aldı.
Hiram ABAS halk arasında pek tanınmıyordu ama istihbarat dünyasında ve yasadışı örgütler arasında dikkat çeken isimlerden biriydi. Ermeni terör örgütü ASALA’ya karşı yürütülen operasyonların planlanmasını yapmış, birçok “mafya babası” ve kaçakçısının gözaltına alındığı “Babalar Operasyonu”nu bizzat yönetmişti.
Sıradışı, korkusu olmayan bir istihbaratçıydı. Öyle ki, 1968’de MİT Müsteşarı kendisini çağırıp, “Paris ve Beyrut olmak üzere iki dış görev var, hangisini seçeceksin” diye sorunca, hareketsiz ve sakin Paris yerine “silahların patladığı, casusların çarpıştığı” Beyrut’u tercih etmişti.
Emekli olduktan sonra Halit Narin’in yanında ve Fevzi Gandur Müessesesi adlı bir denizcilik şirketinde danışman olarak çalışan ABAS, başta Dev-Sol olmak üzere çeşitli örgütler tarafından sürekli tehdit ediliyordu. Buna karşılık ısrarla koruma istemediğini belirtiyordu.
Suikast, birçok cevaplanmamış soruyu da beraberinde getiriyordu. Devletimiz elbette soruları bizden daha iyi bilmektedir. Cevapları bulma hususunda da bir o kadar güç ve imkân sahibidir.
Temennimiz odur ki devlet olarak öncelikli sorunlarımızın hemen akabinde kayıtlarmızda resmen şehit olan ve faili meçhul olarak geçen şehitlerimizin bu mertebelere erişmelerine sebep(!) olan kirli eller ortaya çıksın. Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.
Bu vesile ile devletimize zeval gelmemesi için hayatlarını feda eden tüm şehitlerimize rahmet geride kalanlara da sağlıklı huzurlu uzun ömürler diliyoruz.
Polis Gazetesi Yönetim Kurulu Bşk. Osman Şahin GÜVEN